Kara para aklamanın yolu: Servet affı

Nurzen Amuran sordu, CHP Genel Başkan Yardımcısı, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu yanıtladı...

 

Nurzen Amuran – Sevgili okurlar üç gün önce aldığımız haber hepimizi derinden sarstı. Yaşadığımız ekonomik ve siyasal sorunlarla mücadele ederken, toplumsal barışın birlikteliğin, farklı düşüncelerin paylaşıldığı huzur dolu bir ortamı istemeyenlerin bir eylemine  daha tanık olduk. HDP İzmir İl Binası'na yapılan silahlı saldırıyla bir gencimizi daha yitirdik. İç kargaşayı tetiklemek isteyenlere bu millet artık ödün vermeyecektir. Bu terör saldırısını kınıyor yitirdiğimiz Deniz Poyraz’ın ailesine sabırlar diliyoruz.

Geçtiğimiz hafta Pazar söyleşimizi okuyanlar anımsayacaklardır. TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan’la, çevre sorunlarını ve Ankara’yı konuşmuştuk. Ankara’da bulunan, benim de mezun olduğum, tarihi Sarar İlkokulu’nun kapanacağı duyumunu aldığımızı ancak Tezcan Karakuş Candan’a Bakanlıktan gelen bir telefonla, okulun kapanmayacağı haberi iletilmişti.. Biz de sevindik, bu güzel haberi sizlerle paylaşmıştık.. Milli Eğitim Bakanı’nın Basın Müşaviri beni de aradı. Kapanmayacağını yeniden doğruladı. Güzel bir haberdi. Kendisine teşekkür ettik. Zaman zaman da olsa böyle olumlu gelişmeler olunca biz de seviniyoruz. 

Bugün, çok önemli hepimizi meşgul eden bir başka sorunu ele alacağız. 

Son dönemde Mafya siyaset güvenlik çemberi içinde hiç de alışık olmadığımız bir üslupla çatışmalar tüm halkımızı rahatsız etmekte. Bu çatışmaları sadece adli vakalar çerçevesinde değerlendirmeyip daha geniş perspektiften ele almamız gerektiğini düşünüyoruz. Güvenlik mafya siyaset ilişkisinin dost arkadaş sınırının ötesinde olduğunu, ortak işbirliğinin legal ve illegal ticaret odağında bütünleştiğini sergileyen iddiaları okudukça toplumsal travmalar yaşıyoruz. Bu üçgende, mafya temsilcileri, önceleri “mücadele arkadaşı” olarak tanıtıldı hatta kendilerine “korunması elzem” “gizli görevliler” imajı verildi. Ama asıl konuşması gerekenler konuşmadı asıl dosya açmaları gerekenler zamanında hemen soruşturma yapmaktan kaçındı. Cinayet, uyuşturucu ticaretiyle kara para girişi, kayıtdışı ekonominin yaygınlaşması ve siyasetçinin sessizliği neye ihtiyacımız olduğunu bir kez daha sergiledi: Temiz toplum temiz siyaset.. Bugün, konuğumuz, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu. Yaşanan son olaylar ışığında kara para aklamalarının sarsılan ekonomimize getirdiği travmaları halkımızın geleceğini de ilgilendiren Temiz siyaset ve temiz toplum ihtiyacının gereğini konuşacağız.

Sayın Kuşoğlu, uzun yıllar Maliye Bakanlığında Başhesap uzmanı olarak görev yaptınız. Hem bürokrasi deneyiminiz hem de siyaset birikiminiz var. Hepsinden öte devlet terbiyesiyle yetiştiniz ve yaşadınız. Sizin uzmanlık alanınız olduğu için soruyorum, genelde mafya ne zaman ve nasıl ortaya çıkar, tarihsel bir analiz yapar mısınız?

Bülent Kuşoğlu - Tarihçilere göre devletlerin ortaya çıkışlarının sebebi insan kümelerini diğer insanların şerrinden korumaktır. Koruma, başka topraklarda yaşayan insanlara karşı olabildiği gibi aynı topraklarda yaşayan insanlara karşı da yapılabilmekteydi. Bu durum kurallar getirdi ve zaman içerisinde hukuku doğurdu. Can, mal emniyeti sonrası sosyal, kültürel ve psikolojik ihtiyaçlara kadar uzandı.

Bugün süreç içerisinde gelinen noktada sınırların ve korunan kişilerin içeride veya dışarıda olduğu çok fark etmiyor. İnsanların hakları var ve devletler öncelikle bu hakları bir hukuk dahilinde korumakla yükümlüler. Hatta devletler sadece kendi vatandaşlarına karşı koruma yükümlülüğünde değiller, uluslararası kurallara göre tüm insanlara karşı yükümlüler.

Devletlerin mutlak adaleti sağladıklarını iddia edemeyiz. Hatta devletler adaletsizlik ve zulüm kaynağı dahi olabilmişlerdir. Ancak, devletler devlet içerisinde başka bir devlet ve farklı kuralları asla kabul etmezler. Bu durum devletlerin varlığını sona erdirir.

Devletlerin en fazla uğraştıkları ancak varlıklarına bir türlü son veremedikleri mikro örgütler ise çeteler ve mafyalardır. Mafyalar yani çağdaş organize suç örgütleri devletlerin üzerinde bir kene gibi yapışık yaşamaya çalışan örgütlerdir. Biri temizlenirken maalesef bir diğeri bünyeye yapışabilir. Sürekli temizlik ve mücadele esastır. 

Amuran- Bu son mafya çatışması neyi ortaya çıkardı? Geçen haftalarda Washinton Post gazetesi şunları yazmıştı: “Organize suç örgütü liderinin iddiaları, hükümetin, Türkiye’nin geçmiş dönemlerini karakterize eden türden yeraltı bağlantılarından kurtulduğuna dair söylemlerin altını oydu.” dedi. Siz ne düşünüyorsunuz? Siyaset ve adalet ilk aşamada neden konuşmadı. Hemen devreye girmedi?

Kuşoğlu - Son yaşadığımız olayda gördüğümüz kadarıyla Erdoğan devlet anlayışı/pratiği organize suç örgütleriyle mücadele etmemiş, devlet aygıtını onlarla birlikte yönetmeye kalkmış, onlarla birlikte devlet soyulmuş, hukuk ihlal edilmiş, vatandaşların can ve malına göz dikilmiştir. Kısaca devlet mafyalaşmıştır. 

Siyaset ve adalet ilk aşamada neden konuşmadı diye sordunuz ama gördüğüm kadarıyla hala konuşmadılar, hala görevlerini yapmıyorlar. Çünkü, yargıyı yönlendirebilen siyaset kurumu, yani iktidar bizzat suçlunun kendisidir. 

Dolayısıyla nasıl konuşsun? 

Amuran - Susurluk skandalında yargı siyaset ve millet işbirliğiyle olayın üzerine gidilmişti. Bugün diyalog ortamı bile sağlanamadı. Sizce, Susurluk’la bugün yaşananlar arasında en önemli fark nedir?

Kuşoğlu - Susurluk Skandalı gerçekleşeli 25 yıl olmuş. Dediğiniz gibi toplum o zaman çok büyük bir tepki vermişti. “Aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri tüm Türkiye çapında yapılmış, yargı ve siyaset hemen tepki vermiş gereğini yapmıştı. Belki sonuna kadar gidilemedi ama bu toplumun suçu değildi. 

Şimdi neden farklı?

Üstelik anlatılanlar Susurluk’un kat kat fazlası iken…

Çünkü, şimdi sivil toplum, medya, yargı, Üniversite ve TBMM kontrol altında. Toplum Erdoğan iktidarında ahlaki ve moral değerlerini önemli ölçüde yitirdi.

Milli ve manevi değerler edebiyatı yapan bir iktidar zamanında, toplumun milli ve manevi değerlerinin hatta din ve inancının ağır hasar görmüş olması, sosyolojik bir araştırma konusu olmalıdır.

Amuran - Eskiden uyuşturucu trafiği büyük mafya gruplarının elinde iken bugün daha çok terör örgütlerinin denetiminde olduğu biliniyor. Mafya terör örgütleri arasında işbirliği var. Dünyanın sorunu olduğu gibi karar para trafiği bizim de sorunumuz. Bugün ülkemizde kara para nasıl aklanıyor ve ekonomimize verdiği zararlar neler? Önce genel bir bilgi alalım sizden.

Kuşoğlu - BM raporları dünyada her yıl ortalama olarak 1.5 trilyon ABD Doları kara paranın aklandığını söylüyor. 1.5 trilyon doların büyüklüğünü algılayabiliyor musunuz? Bizim yıllık devlet bütçemizin 150 milyar dolar olduğunu düşünürsek belki bir fikir verebilir. Bu anormal meblağın önemli bir kısmı uyuşturucudan dolayı ortaya çıkıyor.

Uyuşturucu trafiğinde ve kara para aklanmasında dediğiniz gibi mafya da, terör örgütleri de işin içinde. Hatta bankalar dahi bu karlı işe önemli ölçüde bulaşıyor. Dahası devletler demek belki yanlış ama devlet adamları veya devlet görevlileri de işin içinde. Çünkü çok büyük kazançlar söz konusu. En büyük kazancı elde eden ülke ise ABD. 

Terör örgütleri böyle kolay gelirleri olmazsa devamlarını sağlayamazlar. Mesela PKK’nın en önemli gelir kaynağının uyuşturucu olduğu ve yıllardır ayakta durmasını uyuşturucu gelirlerine borçlu olduğu hep söylenir. Ancak bir türlü de bu gelir kaynağı maalesef kurutulamaz.

Türkiye’de kara paranın nasıl aklandığına gelince; en basiti daha geçen yıl sonunda 6. defa çıkan servet affına bakın lütfen. Türkiye’ye getirilen veya bir işletmeye sokulan tüm servet unsurlarının vergilenmeyeceğini ve kaynağının sorulmayacağını kanunda açık olarak belirtiliyor. Başka bir yöntem olup-olmadığını sorgulamaya gerek var mı?

Amuran - Ekonomimize zarar veren bir de kayıtdışı ekonomi var. Bazıları kayıtdışı ekonomiyle karar parayı karıştırıyorlar. Kayıt dışında daha çok usulsüzlükler var ve temelde vergiden kaçınma amacı taşıyor değil mi?

Kuşoğlu - Evet, kayıt dışı ekonomi ile kara para konusu birbirine karıştırılır ama birbirlerine çok yakın konulardır. Kayıt dışı ekonomi kara parayı da içerir. Kara para ilaveten suç teşkil eden alanlardan elde edilmiştir.

Kayıt dışı ekonomi Türkiye ekonomisinin yaklaşık 1/3’üdür. Dediğiniz gibi temelinde vergi kaçırma vardır. Örneğin, vergi ve sigortasız işçi çalıştırılması, üretim ve satışların belgesiz yapılması gibi. 

Ancak dijitalleşen ekonomi ile birlikte kayıt dışılık kavramında da değişiklikler söz konusu olmaya başladı. Kripto paralar kayıt dışı kazançları gizlemede ve kara para aklamada önemli unsurlar olmaya başladı.

Amuran - Geçtiğimiz günlerde Eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan’ın Organize suç örgütü lideri olarak duyurulan kişinin iddialarına karşı yaptığı çağrı önemliydi. "Konuşmakla olmaz; bu işe karışan herkes önce mal varlığını açıklasın" dedi. Karşı bir mücadele başlanacaksa buradan başlamak doğru değil mi?

Kuşoğlu - Organize suç örgütü liderinin açıklamaları gerçekten çok vahim. Siyaseti ve yargıyı ilgilendiriyor. Ancak ne siyaset ne yargı harekete geçmiş değil. Siyaset cenahı deyince doğrudan muhatap olması gereken iktidar tabi ki. Fakat medyaları da, kendileri de olayı görmezden gelmeye çalışıyorlar. İktidarın destekçisi olan kesim de ahlaki konularda maalesef hassas olmayınca ortaya garabet bir durum çıkıyor. 

Sayın Saçan’ın dediği gibi hakkında iddia olan siyasilerin yıllar itibariyle mal varlıklarını kamuoyu ile paylaşarak hesap vermeleri lazım. Demokrasi, şeffaflık, hesap verilebilirlik, ahlak ve vicdan bunu gerektirir.

Amuran - Alınacak önlemler için bugünkü durumu da değerlendirmek gerekir. Yeni sisteme geçilinceye kadar hükümetler uygulamalarında eleştiriler olsa bile genel anlamda denetimin önemini ve etkinliği korumak için titiz davranmışlardır. Sözgelimi Maliye Bakanlığında bulunan denetim kurulları istisnalar saklı kalmak kaydıyla  siyasetin gölgesinde çalışmamıştır. Maliyenin saygınlığı ve dokunulmazlığı Merkez Bankası’nın özerkliği kadar “özeldi”. Siz o dönemlerde çalıştınız. Maliye bugünkü kadar siyasetin içinde miydi?

Kuşoğlu - Maliye Bakanlığı geçmişte asla olumsuz anlamda siyasetin içerisinde olma hedefinde değildi. Tam tersine kurumsallaşma yolunda önemli adımlar atılmıştı. Kurulları, kadroları ve çağdaş yöntemleri kullanma konusunda iddialı bir yapı oluşturmuştu. 

Dediğiniz gibi ben de eski bir hesap uzmanıyım. Denetimlerimde daima adalete ve hukuka dikkat ederdim diğer meslektaşlarım gibi. Mesela vergi incelemelerimizde eğer muhalefetten birini inceleyeceksek aynı sektörde iktidardan da bir mükellefi inceler ve denge sağlardık. Tayinimiz olmadığı için ve konumumuzdan dolayı siyasiler kolay baskı yapamazlardı.

Bu iktidar zamanında denetim kurulları kaldırıldı, Maliye Bakanlığı yılların birikimi klasik yapısı ve kurumsallaşmasından saptırıldı, kamu mali organizasyonu en büyük hasarı alan yerlerden biri oldu. Denetimin etkinliği maalesef çok düşmüş durumda. Vergi ve servet afları nedeniyle de devlet egemenliğinin en önemli fonksiyonu vergi ödenmez duruma geldi. Vergi alamayan devlet, devlet değildir.

Erdoğan iktidarı, devleti içeriden adeta yıkıyor…

Amuran - Güvenlik güçlerimizin özellikle uyuşturucuların ele geçirilmesinde büyük başarıları var. Ancak piyasaya giren kara paranın tespitinde yargı kadar Maliye Bakanlığı’nın da sorumluluğu var. Bakanlığa bağlı olan MASAK kendisine düşen sorumluluğu siyasetin gölgesinde yerine getirebiliyor mu, yetki ve sorumlulukları açısından eksikleri var mı? 

Kuşoğlu - Biraz önce Erdoğan iktidarı döneminde kamu mali yapısının çok tahrip edildiğinden bahsettim. Bu durum bütçenin yasama denetiminden, vergi denetimine ve Mali Suçları Araştırma Kurulu MASAK’ın yaptığı mali suçların denetimine kadar geçerli ve çok boyutludur.

Vergi denetimlerinde kurulların kaldırılmasından sonra denetimin etkinliğinin düşmesinden ve Maliye’nin dolayısıyla devletin egemenlik gücünün azalmasından genel hatları itibariyle bahsetmiştim. Biraz detay vereyim. Bir meslektaşımın (Nazmi Karyağdı) araştırmasına göre 2015-2019 yılları arasında hem toplam vergi inceleme sayısı, hem de vergi inceleme oranı önemli düşüş göstermiştir. 2015’te 185 bin olan inceleme sayısı 2019’da 128 bine düşerken, incelenen mükelleflerin oranı da aynı yıllarda yüzde 2,32’den yüzde 1,45’e kadar düşmüştür.

Bu durum toplanan vergilerin büyük bir kısmının kazanç ve beyan üzerinden alınmadığı, harcamalar üzerinden alındığı ve dolaylı vergilerden oluştuğu gerçeği ile birleştirildiğinde tam bir fiyaskodur.

MASAK konusuna gelince, orada da farklı bir fiyasko var. MASAK, mali suçları araştırma Kurulu demek, soralım bakalım kaç mali suçu araştırıp sonuçlandırmış. MASAK’ın görevini yapmasına siyasi iktidar müsaade etmiyor. Dolayısı ile MASAK’ın görevimizi yaptık diyebileceği pek fazla örnek yok. Geçen yıl MASAK’ın 114 çalışanı FETÖ örgütü ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle gözaltına alındı. Kamuoyunda pek paylaşılmadı ama bilenler gerçek sebebin Erdoğan’ın adına yönelik bir bilgisayar araştırması olduğunu söylediler. 

Kısaca, MASAK liyakatli kadroları pasifize edilmiş, MASAK çalışamaz duruma getirilmiş vaziyettir. 

Sonuç olarak bunlar bilinen konular. AK Partili milletvekilleri de konuyu biliyorlar. Ancak, “Kara paranın nemasını hep Amerika yiyecek değil ya, bu döviz kıtlığında Türkiye’nin de kara paradan faydalanması lazım” gibi bir gerekçeyle yapılanları savunmaları söz konusu. ABD’nin kara para dolayısı ile en kazançlı ülke olduğu doğrudur ama bizim Türkiye olarak yararımız nedir anlamış değilim. Kara paranın yatırıma dönüştüğü ile ilgili bir örnek bilmiyorum bu dönemde. Zaten parası olan bu dönem yurt dışına çıkarıyor. Türkiye olarak hukuku, adalet sistemi bozulan bir ülke olmamızda kara paranın rolü çok. Kara paranın varsa yararı iyi bir hukuk ve adalet sisteminden daha mı fazla?

Amuran - Ülkemizin karapara trafiğinin bir durağı ve uyuşturucu ticaretinin önemli merkezlerden biri olarak anılmaması için alınacak idari ve yasal önlemler neler olmalı? Temiz siyasetin gerçekleşmesi için önerdiğiniz Siyasi Ahlak yasasına neden mesafeli bakılmakta?

Kuşoğlu - Kayıt dışı ekonomi ve kara para konusunda yapılan bazı yanlış ve kasıtlı uygulamalar ve yapılmayanlar var. Bunların sonucu kamusal sistem tahrip oldu ve yolsuzluklar için çok uygun bir ortam oluştu. Bunları toplu olarak şöyle açıklamak mümkün;

-Denetim kurullarının kapatılması. Özellikle Maliye Bakanlığı bünyesindeki kurumsallaşmış kurulların kapatılması kayıt dışı ekonomi ve kara para için rahat bir alan oluşturmuştur.

-Kamu mali yapısının önemli ölçüde tahrip edilmesi. Özellikle 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Sayıştay Kanununda yapılan değişiklikler haksız kazançların tahakkuk ve tahsilatında suçlular lehine kolaylıklar sağlamış, denetimi yüzeyselleştirmiştir.

-Kamu İhale Kanunu yapılan değişiklikler ve başka kanunlarda sağlanan muafiyetlerle –ki toplamı 200’e yakındır- haksız kazancın yasal bir zeminde oluşmasına imkan vermiştir.

-Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesi uyarınca vergi cennetlerinden yapılacak transferler %30 oranında vergi kesintisine tabi olacak iken iktidar vergi cennetleri listesini yayınlamadığı için bu kesinti asla yapılamamış ve Man Adası gibi yerlerden haksız kazanç transferi sorunsuz yapılabilmiştir.

-Türkiye’nin de 1991 yılında üye olduğu Mali Eylem Görev Gücü (FATF) ilkelerinin en önemlileri yerine getirilmemiştir. Özellikle PEP’S yani siyasi nüfuz sahibi kişilerin ve yakınlarının mali işlemlerinin yakından takibi gereği ilkesine asla uyulmamıştır. FATF, Türkiye’yi, gri listeye alınacağı konusunda uyarmıştır.

-MASAK biraz önce de değindiğimiz üzere çalıştırılmamıştır.

-Sanıyorum bu dönemde 11 kez vergi affı çıkarılmıştır.

-Bu dönemde 6 kez servet affı çıkarılarak kaynağı sorulmadan haksız kazançların vergisiz olarak sisteme girmesi sağlanmıştır.

-Siyasi Etik Yasasının çıkarılmaması da siyasilerin kuralsız bir biçimde yolsuzluk alanına dalmasını kolaylaştıran bir unsurdur.

Tüm bunlara Düzenleyici ve Denetleyici Kurulların yani BDDK, SPK gibi kurulların etkin ve bağımsız çalıştırılmaması da, Merkez Bankası gibi bir kuruma yapılan anormal müdahaleler de eklenebilir.

Amuran – Sayın Kuşoğlu, yapılmayanlarla yapılması gerekenlerin yol haritasını birlikte verdiniz ama ortaya çok riskli kötü bir tablo çıkmış oldu.

Kuşoğlu - Çok kötü bir tablo çizdiğimi söylüyorsunuz. Doğrudur, tablo çok kötü, ancak gerçek. İsterseniz AB’nin Yolsuzlukla Mücadele Organı GRECO’nun 2019 verilerine göre hazırladığı ve Ekim 2020’de kabul ettiği parlamento ve yargı ile ilgili “Türkiye İkinci Ara Uyum Raporu”ndan bazı bölümleri görseniz, gerçekten durum berbat. İnsan okurken utanıyor. Tüm GRECO ülkeleri içerisinde en kötü ve sonuncu ülkeyiz. Siyaset ve yargıdaki durumumuzu net olarak görmek isteyenler GRECO Raporuna bakabilirler. 

Amuran – Pandemiyle birlikte giderek artan ekonomik sorunlarla mücadele ediyoruz. Denetimdeki aksaklıkları anlattınız. Yaşadığımız sorunlara yol açan temel yanlışlar neler, neden ekonomimiz bu hale geldi?

Kuşoğlu - Bana göre ekonomide ki temel yanlışlıkları herkesin anlayacağı basit cümlelerle ifade edecek olursak 4 madde de sıralayabiliriz.

-Hesapsız bir şekilde yabancı para ile borçlanılması.

-Yabancı para borçla yabancı para getirecek, yani döviz kazandıracak yatırımlar yapılmaması.

-Demokratik hukuk sisteminin işletilememesi, hukukun üstünlüğün, yargının bağımsızlığının tesis edilememesi ve sisteme güven verilememesi nedenleriyle doğrudan yabancı yatırımcıların gelmemesi.

-Güven duyulmaması ve hukuksuzluk nedeniyle yerli servet sahiplerinin servetlerinin önemli bölümünü döviz olarak yurt dışına çıkarmaları ve yurt dışına yatırım yapmaları. Mütevazi bir tahmine göre yurt dışında Türklerin 200 milyar doların üzerinde bir serveti vardır. Bu rakamın yarısı bile Türkiye’yi krizden kurtarabilecek bir büyüklüktür.

Amuran – Güncel bir konuyu da gündeme getirmek istiyorum. 14 Haziran’da, Erdoğan Biden bir araya geldi. Sizce bu zirve başarılı geçti mi, bu ikili görüşmeye siz nasıl bakıyorsunuz?

Kuşoğlu - Erdoğan – Biden zirve toplantısı çok ilginç bir seyir gösterdi. Liderlerin zirve toplantıları durup dururken yapılmaz. Aylarca ilgili bakanlar ve bürokratlar hazırlık yapar, konuları mümkün olduğunca sorunsuz sıkıntısız bir şekilde liderlerin önlerine koyarlar. Onlar da son vuruşu yaparlar. Dolayısıyla normal ve kural olarak başarısız bir liderler zirve toplantısı olmaz. Ancak Erdoğan – Biden zirve toplantısı başarısızdır. Çünkü, Doğu Akdeniz’den, Halk Bankası’na, Libya’dan, Ukrayna’ya 10’larca konunun görüşülmesi ve çözümlenmesi gerekiyordu. Sorunlar görüşülmediği, çözümlenmediği gibi maalesef ne zaman çözümlenecekleri de belirsizdir. Daha önce hedef hep bu zirve iken şimdi Türk – ABD ilişkileri bir belirsizliğe bürünmüş, geleceği belirsiz bir hal almıştır. 

Sanırım Erdoğan – Biden görüşmesinde ülkeler arası sorunlar yerine, konu şahsileşmiş ve liderler arası sorunlar görüşülmüştür. 

Amuran – Trump döneminin alışkanlığı sürüyor diyorsunuz. Trump’da dış politikada devletler arası değil kişilerle ilişkileri sürdürmüştü. Evet şu anda Türkiye-ABD ilişkilerinde belirsizlik devam ediyor. Sayın Kuşoğlu, kısa özlü bir sohbet oldu. Eleştirilerle yol gösterdiniz, önerileriniz, eleştirileriniz de saklı. Çok teşekkürler.

Kuşoğlu – Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Odatv.com


 
 
Bu habere tepkiniz:
Nurzen Amuran

İLGİLİ HABERLER
Odatv

Erdoğan ailesi Waffle işine girdi 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocukları Bilal Erdoğan ve Sümeyye Erdoğan Bayraktar İstanbul Fatih’te “Çay Saati” ve “Waffle Saati” adıyla dükkan açtı.