Hristiyanlıkta domuz eti yeme yasağı nasıl kalktı

Salih Seçkin Sevinç yazdı...

 

Geçtiğimiz hafta semavi dinlerin yeme-içme dünyamızı nasıl şekillendirdiği ile ilgili bir yazı dizisine başladığımı yazmıştım. Bu serinin ilk yazısı da Museviliğin getirdiği yasaklarla, Yahudilerin yeme biçimlerinin nasıl etkilendiği üzerine olmuştu. 

Bu hafta da Hıristiyanlığın yeme-içme dünyasına etkilerine bir göz atalım… Hangi dinden olursanız olun her dinin yeme-içme alışkanlıklarımıza bugün bile ne şekilde etki ettiğini yazıyı okuyunca daha iyi anlayacaksınız. 

Öncelikle Hıristiyanlıkta yeme-içme üzerine Museviler kadar kesin ve katı kuralların olmadığını belirterek yazıya başlamak isterim. Bunu da Isaiah 22.13’teki ayetten kolaylıkla anlayabiliriz: “Yiyelim içelim, yarın öleceğiz nasıl olsa” diyen ayet bizdeki “Can boğazdan gelir” atasözü ile örtüşmektedir. 

Bilindiği üzere Hz. İsa, Yahudi topraklarında dünyaya gelmiş ve o geleneklerle yetişmiştir. Yani Yahudilere yeme-içmede yasak olan ne varsa Hıristiyanlığa da sirayet etmiştir. Örneğin domuz yeme yasağı Hıristiyanlıkta da yıllarca geçerliğini korumuştur. Ne zamana kadar? Hıristiyanlığın Avrupa’ya yayılış döneminde büyük kıtlıklar yaşandığı zaman bir din adamının “Ağızdan giren şey, insanın imanını bozmaz” şeklinde bir fetva verene kadar. O gün bugün Hıristiyanlar domuz yemekte bir beis görmemektedirler. 

Günümüzde sağlıklı beslenmenin farkındalığını yaşayan aileler haftanın bir gününü hayvansal ürün yemeyerek, vegan bir gün geçirmeye çalışırlar. Bu adetin başka bir versiyonu ile başlangıcı Hıristiyanlıktan gelmektedir. Pek çok eski Hıristiyan mezhebinde haftanın bir gününde et yerine balık yenir. Katolikler için balık yeme günü Cuma günüdür. 

PASKALYA

Hıristiyanlığın geniş kitlelere yayılmasının büyük nedeni Roma İmparatorluğu’nun bu dini resmi din olarak kabul etmesidir. Bu nedenle eski pagan geleneğinde yeme-içmeye dair aşağı yukarı ne varsa hepsi Hıristiyanlığa devşirilmiştir. 

Mesela Hıristiyanların yılda bir kez perhiz dönemleri vardır ve bu perhiz dönemi başlamadan önce kutlamalar yapılır. Bu kutlamaların ismi “Karnaval” olarak geçer. Latince “Carne Vale” yani “Ete Veda” anlamına gelen bu kutlama günü, perhiz süresince yenmeyecek ne yemek varsa hepsinin tıka basa sınırsız ve özgürce yendiği bir gündür. Tahmin edersiniz, bu karnaval isimli kutlama aslında Hıristiyanlık öncesi paganların baharın gelişini kutladıkları bayramdır. Kostümlerin giyilmesi, maskelerin takılması, danslar edilip şarkıların söylenmesi aslında hep pagan geleneklerinin etkisidir. Hıristiyanlık bu bayramı kendi dinlerine devşirmiştir. Yine aynı şekilde “Şişman Salı” yani “Mardi Gras” Büyük Perhiz’in (Lent) arifesi olan her yıl 2 ve 9 Şubat arası bir Salı günü kutlanır. Ortodokslar benzer izdüşümü “Baklahorani” ya da diğer adıyla “Tatavla Karnavalı” olarak isimlendirirler.

En büyük Hıristiyan bayramı ise (Easter) Paskalya’dır. Hıristiyanlar için İsa’nın öldükten sonra dirilişini, ruhunun göğe yükselmesini simgeler. Katolikler her yıl 21 Mart’ı takip eden ilk dolunaydan sonraki ilk Pazar gününü Paskalya olarak kutlar. Ortodokslar ise Jülyen takvim kullandığı için Paskalya’yı Katoliklerden birkaç gün sonra kutlarlar. Paskalya öncesinde bazı Hıristiyanlar 7 hafta bazıları ise 7 gün perhiz yaparlar. Bu perhizde hayvansal gıda tüketilmez, Perşembe ve Cuma günleri nebati yağ yenmez. İsa’nın son akşam yemeğinde mercimek yemeği iddia edildiği için Paskalya’dan önceki Perşembe akşamı evlerde mutlaka mercimek pişirilir. 

Biliyorsunuz Hıristiyanlıkta sembolizm çoktur. Bu bağlamda yine aynı şekilde mercimek, Hz. Meryem’in gözyaşlarını simgeler. Tam Paskalya günü dağıtılmak üzere evlerde kırmızı yumurtalar kaynatılıp, Paskalya çörekleri pişirilir. Bunlara bayram gününe kadar (Paskalya) dokunulmaz. Sembolizmden bahsetmişken yumurtanın dış kabuğu gökyüzü, zarı hava, kırmızı kabuğu ise İsa’nın kanı anlamına gelir. Yani aslında yumurta dolaylı olarak hayatı simgelemektedir. Tahmin edersiniz ki “Yumurta Bayramı”nın Anadolu’da Hıristiyanlık’tan daha eski bir geçmişi vardır. 

Bu bayram neticesinde tanıştığımız mahlepli “Paskalya Çöreği”ni müslümanlar da yadırgamaz ve çayın yanına çok güzel eşlikçi yaparlar. 

Tüm arkaik inançlarda içmek, yemekten evladır. Hal böyle olunca içilen sıvının ruhunun içe alınması ile anlamlandırılır. Pagan inançlarına göre bir hayvanın kanını içmek ya da bir bitkinin suyunu içmek onların ruhlarını kendi ruhuna katmak anlamına gelir. Bu sembolizm gözlüğünden bakacak olursanız şarabın neden İsa’nın kanı olarak tanımlandığını da daha iyi anlarsınız. 

Kitabı Mukaddes’te Pavlus, İsa’nın son akşam yemeğinde bir parça ekmek ve bir kadeh şarap alarak şunları söylediğini söyler: “Bunu alın ve yiyin! Bu benim vücudum, bu da kanım. Bunu benden bir anı olarak hatırlayın.”

İşte bu anı hala kiliselerde hatırlanmaya devam edilmektedir. 

Önümüzdeki hafta İslam dininin yeme-içme alışkanlıklarımıza nasıl etki ettiğini yazacağım. 

Salih Seçkin Sevinç

Odatv.com


 
 
Bu habere tepkiniz:
Salih Seçkin Sevinç

İLGİLİ HABERLER
Odatv